22 Temmuz 2008 Salı

Teoman, Söz Müzik Teoman

BİR TEOMAN İMGESİ

Teoman tekçi değil ikicidir ve bu yapısı onun ihlalciliğinin yükseldiği en önemli temeldir. Bir cümle önce söylediğini bir cümle sonra kendisi yıkar. Onun yıkıcılığı yeniden kurmaya çağırmaz ama ikiciliğiyle aynı şeye hizmet eder: Karanlığın kendi güzel ışığını göstermek için yakar spotları. Bunu yaparken öğretici ya da mesafeli değildir. Aksine, çekici bir vampiri andırır. Ama tabutunu kutsamadığı gibi, gün ışığına da lanet etmez...

Teoman’ın ancak bir sanat eserinde yaşayabilenlerden oluşunu elbette şarkılarını dinledikçe hissettim en çok. Onun sanat eserine bağımlı bir yapısı olduğunu ileri sürerken, illa sanatçı konumunda yer almak isteyeceğini düşünmüyorum. Öyle düşünsem, ancak bir sanat eserinde kendini var edebilenlerden olduğunu söylerdim. Yaşayabilmek de varlık kazanmak kadar çetrefilli elbette. Ne var ki, onun bağımlılığın yüksek sanatı şart koştuğunu da düşünmüyorum. Sanat eserine zorunluluğunu bir porno filmde oynayarak da karşılayabilirmiş gibi geliyor bana; kitap okuyarak, film seyrederek ya da söyleşi yaparak da. Bu örnekleri “sanat” sözcüğünü bütün art alanlarını da içerecek, hatta sanat dışı sayılanları da kapsayacak biçimde kullandığımı hemen açıklığa kavuşturmak için veriyorum. Herkesin zihni birbirinden farklı çalışır sonuçta ve kendi Teoman imgemi kâğıda dökerken, onun alkolden yıkılırken çekilmiş fotoğraflarında ve diğer skandallarında estetik bir haz bulduğumu sansürlemeyeceğim burada. O fotoğraflarda ne başkaldırı görüyorum, ne anarşizm, ne de kendinde diretme. Ama isterse en ucuzundan olsun, yine de bir film karesi görüyorum. Çünkü mahremine girdiğim duygusuna kapılmıyorum. Ölçütlerimden biri buysa, diğeri de eserleriyle kendisi arasındaki tutarlılık.

Kendisi olmak
Müziğin, sözcükler mezarlığının müdavimi olduğuna inanıyorum. Kullanıla kullanıla içi boşalmış sözcüklere ilk günkü pırıltılarını teslim ediyor. Bir sözcüğün içerebildiği bütün anlamlara ulaşıyor. Bu yüzden, şarkı sözleri konusundaki ölçütlerin, örneğin edebiyatın ölçütlerine vurulamayacağını düşünüyorum. Yüzümüze karşı aşkla söylense tiksinti uyandıracak ya da gülme nöbeti yaratacak sözlerin işin içine müzik girince kulağımızı hiç tırmalamayışı bundan olsa gerek.
Fakat bu gerçek suistimali de beraberinde getiriyor. Müziğini bulmak kolay diye, Tahsin Yücel’in pop şarkı sözlerini incelediği yazısında dikkat çektiği gibi, önüne gelen gündelik dilde hiç yeri olmayan “yar”, “yarim” sözcüklerini kullanıyor örneğin. Teoman’sa, bırakalım bu cılkı çıkarılmış sözcükleri kullanmayı, yanına çok az yaklaşılabilmiş, neredeyse müzik dışı sayılmış bir dili getiriyor şarkılara. Bu dil çapaklı, şiirsiz olabilir. Ama anonimin, kolaycılığın girdabında yitip gitmemiş, kişilik koyan bir şarkı dili o. Kendi sözcüklerinin müziğini arayıp buluyor çünkü.

Teoman şarkılarında cinsiyet
Bu konunun, üzerinde tartışıldığına rastlamadığım önemli bir yönü var: “Türkçe şarkılarda cinsiyet.” Gerçekten de, Türkçe şarkılardaki cinsiyet nasıl bir cinsiyettir? Bazı şarkıları bir kadının yazdığı, bazılarını ancak bir erkeğin söyleyebileceği bellidir belli olmasına da, o cinsiyet ne kadar kendinin bilincindedir? Cinsiyetimize ilişkin çağımızda ulaşılan bilinç nerde, şarkılarda kalınmış bilinç nerdedir?
Bu soruların yanıtlarının yine “kendisi olmak” meselesinde düğümlendiğine inanıyorum. Teoman’ın anonimin sansürünü kırarak kendisi olduğuna ve kendisi olduğu ölçüde de erkekleştiğine. Gerçekteki cinsiyet bilinciyle şarkılarındaki cinsiyet bilincini eşitlediğine. Ve tabii kadına da kadınlığını teslim ettiğine… Burada bir adım daha ileri giderek ve düşünürken alabildiğine öznelleşmekte sakınca görmeyerek, Teoman’ın şarkılarında açılan, çağdaşı şarkılara göre büyük sıçramalarla günümüze ulaşan cinsiyet bilincinin herhangi bir cinsiyete öncelik tanımadığını, aynı sansürü örneğin eşcinseller için de kırdığını ileri süreceğim. Şarkılarda en az kadın söylemi kadar sansür yemiş erkek söyleminin kırılışı özünde cinsiyet ayırt etmeksizin insanın kendisine ilişkin bir tabunun ihlalidir çünkü.

Başka ihlaller
Daha ilk şarkılarından birinde, “Sessiz Eller”de ölümün dostumuz olduğu ilan edilir ve Teoman ölüm sevgisiyle diğer bütün şarkıcılardan keskin bir biçimde ayrılır. “Babamın öldüğü yaştayım,” diyerek, sevgisini artık üç sözcüklük bir öyküye yükseltir. “Ömrü kelebek kadardı,” der bir başka şarkısında; şarkılarını ölümün etrafında pervane eder. Uyku haplarından, zamanın gece gazabından, kendine yönelik cinayet tasarılarından, alkolden, akmış rimellerden, tenden ve spermleriyle birlikte banyonun oluğuna akıp giden doğmamış çocuklarından bahseder.
Kalabalığı yalnızlığın zıddı ya da çözümü gibi algılamayarak, “Kaçarım kalabalıktan, yalnızlıktan,” ya da “tıklım tıklım yalnızdım” dizelerine ulaşır. Anonimde herkes kendine acıyıp kendini yücelttikçe yüceltirken, o içinin karanlığının da yüceltilmeye değer olduğunu görür: “Hiç tutmam ben sözlerimi,” der. Başkaldırırken siyasi ya da felsefi değildir ama slogancı da değildir. “Annelerinin rüyalarında / Öldükleri yaşlarıyla” der; siyasi bir ölüme buradan bakar. Siyah ve beyaz dışında bütün renklere yer vardır şarkılarında. Bu yüzden ne yer altındadır aslında ne de klişenin, kuralların, usluluğun kıyılarında. Sallinger’a, Bertolucci’ye, Rilke’ye ya da Aragon’a gönderir.
Hem çok az Türkçe şarkıdaki kadar yetişkindir hem de çocukluk krallığına çakılıp kalmıştır. Sözcüklerin palavra olduğunu söylemişken, onların can acıtacak kadar da gerçek olduklarından söz açar. Tam bir kentlidir ama evi kutsar. Odası hep dar gelir ona ama “Soluk Soluğa” adlı şarkısı bir odada geçer. Aşk söz konusu olduğunda bile oda metaforunu kullanır, “Seni bilirdim dedin çektim kepenkleri dedin,” ya da “Derimin altında / Başarılı ayrılık notları / Yazılmış, çöpe atılmış / İntihar mektupları,” derken. Ya da doğrudan doğruya “Kim ısıtacak teniyle sanki / sıcak evim olup / kış vakti okul dönüşünde” diyerek…
Teoman, kısaca, tekçi değil ikicidir ve bu yapısı onun ihlalciliğinin yükseldiği en önemli temellerden biridir. Bir cümle önce söylediğini bir cümle sonra kendisi yıkar. Onun yıkıcılığı yeniden kurmaya çağırmaz ama ikiciliğiyle aynı şeye hizmet eder; karanlığa spot tutmaya. Bakar, gösterir ve geri çekilir. Karanlığa nur yağdırmak gibi bir niyet taşımaz. Karanlığın kendi güzel ışığını göstermek için yakar spotları. Bunu yaparken öğretici, mesafeli ya da çoğunluk yalakası değildir. Aksine, çekici bir vampiri andırır. Ama tabutunu kutsamadığı gibi, gün ışığına da lanet etmez.
Kimileri, örneğin Tuna Kiretmitçi, bir araya gelseler birbirlerini büyük olasılıkla sevmeyeceklerini ama müziğimizdeki apayrı yerinin tartışılmaz olduğunu söylüyor Teoman’ın.
Bense bir sanatçıyı yapıtlarından ayrı düşünmek, ayrı değerlendirmekten yana değilim. Aksine, yapıtlarının karşılığı kendinde olmayan sanatçılardan her zaman kuşkulandım.
Bu yazıda da, geçelim Teoman’ı şarkılarından ayrı tutmayı, onu bendeki imgesinden bile koparmadım.


(Bu yazı Akşam Kitap'ta yayınlanmıştır.)

KÜNYE
Söz Müzik Teoman
Teoman
Alfa Yayınevi
248 s.


Hiç yorum yok: