22 Temmuz 2008 Salı

Nicholas Gage, Eleni

ELENİ

Eleni, Yunanistan’daki iç cavaş sırasında çocuklarını korumak için idamı göze alan bir annenin romanı. Üstelik romanı kaleme alan kişi, Eleni’nin son çocuğu olan Nicholas Gage.

Nicholas Gage’in bugüne dek 26 dile çevrilerek milyonlarca okura ulaşan, Royal Society of Literature tarafından Heinemann ödülüne değer görülen Eleni adlı romanının en ilgi çekici yanı, yazarın Yunanistan’daki İç Savaş sırasında idama mahkum edilen annesi Eleni’yi edebiyat aracılığıyla tanımak isteyişi.
Doğrusu, bu durumu “istek” olarak adlandırmak hafif kaçar; yazarın kendisini tamamlamak adına duyduğu ölümcül bir dürtü, kaçınılmaz bir seçimdir söz konusu olan. Çünkü romanın sonlarına doğru Gage şunları yazar: “Yazmayı bitirdiğimde, amaçlarımdan birine ulaştığımı biliyordum: Annemi, çocukluk anılarımın sınırlı bakış açısından uzak, gerçek anlamıyla, bütün yönleriyle tanımıştım.”
Yazarın annesini “gerçek anlamıyla” ve “bütün yönleriyle” tanıma isteği gerçekten de uçsuz bucaksızdır; annesinin gerdek gecesini bile betimler, cinsellik konusunda yaşadığı köydeki bütün diğer kadınlar kadar cahil olan annesinin o gece neler hissettiğini kurar. Tek başına bu örnek bile, yazarın tanıma ve tamamlanma konusunda bir yandan da aslında seçeneksiz olduğunu gösterir: Gage böylesine kapsamlı bir işi herhangi bir türde yazarak değil, ancak roman yazarak gerçekleştirebilirdi.
Yazar bu kaçınılmaz seçimine dışarıdan bakmaz, yani roman türüne zorunlu olduğunu romanına konu etmez. Ama bunun farkında olmadığı için değil; kendisini tanıma süreci de ancak yazının imbiğinden geçerek tamamlanacağı için. Daha romanın başlarında belirtir bunu: “Yolculuğum esnasında sadece annemi değil, kendimi de bulacaktım. Annemin yaşamının son on yılını tekrar yaratarak, artık yok olan o dünyanın beni nasıl şekillendirdiğini de öğrenecektim. Annemin katillerine ne yapacağıma karar verdiğimde, bunu yapacak gücü kendimde bulabilecek miydim? (…) Evimin yıkıntıları arasında ve çocukluğumda gömülü olan yanıtı bulduğumda Katis ve diğerleriyle yüzleşmeye hazır olacaktım. Her şeye, bu dağdan otuz yıl önce ayrılan ölü bir kadınla bir çocuğu bulmakla başlayacaktım. Sadece annemin nasıl öldüğünü değil, nasıl yaşadığını da öğrenmeliydim.”
Yazar ruhunda açılan gediği kapamaya, tam da annesinin idam edildiği yaşta karar verir. The New York Times gazetesindeki görevinden ayrılarak çalkantılı çocukluk yıllarını araştırmaya girişir. Annesinin katilini bir dedektif gibi aradığı ilk bölümün sonunda, az önce değindiğimiz “yeniden yaşatma” kararını alır ve ikinci bölümde bizi 1940 yılının sonbaharına götürür.

Mussolini Hitler’e gücenince
1940 Ekim’inde Roma’daki Benito Mussolini’nin canı son derece sıkkındır. Diktatör, aynı zamanda dışişleri bakanı olan damadına, Hitler’in kendisine haber bile vermeden Avrupa’da yaptığı işgallerle kendisini aşağıladığından yakınır. “Hitler beni sürekli oldubittiye getiriyor,” deyip ekler: “Bu sefer onu kendi silahıyla vuracağım. Yunanistan’ı aldığımı gazetelerden okuyacak!”
Romanın bundan sonraki bütün bölümlerinin ilk birkaç sayfasında dönemin siyasi panoraması verilir. Bir can sıkıntısının ya da aşağılanmaya ilişkin bir yakınmanın dünya çapında savaşları nasıl tetiklediği son derece ironik bir bakışla aktarılırken, yazar çok daha can alıcı bir gerçeğin peşinde gibidir. Asıl işaret etmek istediği, Eleni gibi siyasetin s’sine bile yabancı, kendi halinde yaşayan kişilerin yaşamlarının da siyasetten asla bağımsız olamayacağı gerçeğidir. Bu gerçeğe yazarın kendisi de dahildir; dünya politikalarının kendisini idama gönderen çarkları oğlu Nicholas için de dişlilerini tıkır tıkır çalıştırmış, annesini dokuz yaşındayken elinden alıp ruhunu paramparça etmiştir.
Gerçekten de, Eleni’nin hem savaş sırasında, hem de ülkedeki sağcı ve solcu gerillalar arasında çıkan İç Savaş sırasında yapmaya çalıştığı tek şey çocuklarını korumaktır. İdamının hiçbir politik uzantısı yoktur onun için.

Amerikana
Yine de, Eleni’nin çocuklarını koruma güdüsü öylesine güçlüdür ki, bu onu politik gerçeklere ulaştırır. Yunanistan’daki komünist gerillaların hışmından kaçabilmek için önce boyun eğmeyi seçişi de bu bilincin bir sonucudur. Evlendiklerinden beri Amerika’da çalışıp yaşayan kocasına İç Savaş’ın kendisinin ve beş çocuğunun canını alacağını yazar mektupla; kendilerini Amerika’ya aldırmasını ister en başta. Ama olan bitenden habersiz olan, tehlikenin boyutlarını kestiremeyen kocası onlara köyde kalmalarını yazar. Hatta neredeyse emreder. Yunanların Yunanları öldürebileceğini akıl dışı bulur.
Yunanistan’ın Lia köyünde kadınlara evlendiklerinden itibaren kocalarının malları olduğu hatırlatıldığından Eleni de son ana kadar kocasının sözünden dışarı çıkamaz. Zaten eli kolu yoksullukla bağlıdır; kocasının dediklerini yapmaktan başka çaresi yoktur.
Ama Eleni’nin doğası gerçekte itaat etmekten çok başkaldırmaya, sinmekten çok savaşmaya yatkındır. Yunan kadınlarına kocalarının malları olduğunu iyice vurgulamak için evlendikten sonra kocalarının adlarıyla seslenilirken (Nikolina: Nikolas’ın karısı, gibi), Eleni’ye takılan isim Amerikana’dır: Amerikalının karısı. Takılan bu isim onun ayrıksılığını da betimler aslında. Başka ülkelere, insanca yaşamanın mümkün olduğu ülkelere duyduğu özlemi ve kaderin suratına tükürülebileceğine ilişkin duyduğu inancı anlatır.

Pedhomazoma
Pedhomazoma “çocukları toplamak” anlamına gelen bir bileşik sözcük. Bu sözcük Yunancaya Geçici Komünist Hükümeti’nin izleyeceği yeni politikayı radyodan duyurduğu gün giriyor. Üç ile on dört yaş arasındaki bütün çocukların toplanarak Demir Perde ülkelerine gönderilmesi kararlaştırılıyor bu yeni politikaya göre. Amaç, siviller karşısında ne kadar duyarlı olduklarını gösterip, gerillaları dünya kamuoyunda sevimli kılmak.
“Pedhomazoma”yı işittikten sonra Eleni, kocası dahil, artık kimseyi dinlemez ve çocuklarını kaçırmak için bir plan yapar. Çocuklarının hayatı söz konusu olduğunda daha önce de zor kararlar alır. Mesela, kızları da gerillaya kattıklarını öğrendiğinde daha uyanık olan kızını seçer, diğerinin ayaklarını kaynar sularla haşlayıp kızgın demirle dağlar, gerillaya asker olarak alınmasın diye.
O gün ablasının ayaklarından yükselen yanık et kokusunu hiçbir zaman unutamayan Nicholas, annesinin bütün acılarını teninde ve yüreğinde duymaya kararlı olduğundan okuru seçtiği muhteşem sözcüklerle sarstıkça sarsar bu tür sahnelerde.
Ama biz yine de, kaçma planının ve sonrasının detaylarını verip Eleni’yi okumanın tadını kaçırmayalım. Çünkü önce annesini, sonra da kendisini tanımayı yazma eyleminin ilk tetikleyicisi saymış bir yazar, o tetiği çektiğinde artık okuru hedef almış olmalı, değil mi?
Son olarak, aynı tetiği ikinci kere ve Türkçede bu denli güçlü çekebildiği için kitabın çevirmeni Özge Özgür’ü ayrıca kutlamak gerekiyor.

(Bu yazı Akşam Kitap'ta yayınlanmıştır.)
KÜNYE
Eleni
Nicholas Gage
Albatros Yayınevi
640 s.

Hiç yorum yok: